I found this great link (thanks to ari) and wanted to share. There are really amazing pictures. I suggest you to have a look.
http://www.boston.com/bigpicture/2008/09/scenes_from_india.html
I found this great link (thanks to ari) and wanted to share. There are really amazing pictures. I suggest you to have a look.
http://www.boston.com/bigpicture/2008/09/scenes_from_india.html
Sene 2010. Şu anda arabalarımıza aldığımız her 100 TL’ lik verginin %67′ si vergi olarak devlete gidiyor. Yani aslında 33 TL’ lik benzin alıyoruz.
Sigaraya %30 daha fazla vergi ekledi devlet. Bunun üzerine sigara üreticileri indirim yaptı, bunun üzerine de devlet daha fazla vergi bindirdi. 1 ay önce 5,5 TL olan içtiğim sigara şu anda 7 lira.
37 TL ödediğim su faturasının 16 TL’ si vergi. Yani aslında 19 liralık su tükettim, bu arada bu su kesinlikle içilmiyor. Sebzeleri de onunla yıkamıyoruz, aslında dişleri de aynı suyla fırçalamamız mikrop kaparak hastalanmamıza sebep oluyor. Aylık 40 TL’ ye yakın da içme suyu parası veriyoruz. Yani 2 kişinin aylık suya verdiği ücret: 80 TL civarında. Aldığımız suyun vergi oranından haberim yok fakat eğer çok satış yaparlarsa devlet en az 20% vergi yapar ona da diye korkuyorum.
Metrobüs + bir vesait daha kullanan insanlar günde 7 Lira yol parası veriyor İstanbul’ da. Aylık 160 TL civarında yol parası ödeniyor ayda. O da sırf işe gitmek için. Dışarıya çıkmak için değil. Dışarıya çıkıp, oraya buraya gideyim derseniz 210 TL civarı. Bu arada metrobüs demişken, kışında artması ve insanların daha fazla mont, kaban giymesiyle, her 5 dk. da bir kalktığı iddia edilen metrobüslere mecidiyeköyde binmek için insanlar artık sıra tutup para kazanmaya başlamak üzere.
7 senedir aynı parti gündemde, daha önce oğlu bir bok değilken şimdi koca tanker sahibi olan demokratlar var. Aynı demokratın ve onun arkadaşlarının bu adamın oğluna burs vermesi ve onu yurtdışında üniversitelerde okunması da çok güzel olayların içerisinde. Bir başkasının oğlunun yumurta fabrikası mı ne vardı, o da bir ara koydu parayı. Daha bunlar ilk aklıma gelenler, pek parti siyaset inceleyemem ben, vaktim olmuyor.
Sene 2010 şimdilik haberler bunlar.
Bir ben var benden iceri, en icinde sen. Herseyin altinda bulunan gizli anlam. Her hareketimin sebebi bir sen. En iceride olunca da en derinden acitabilen.
Ben olmak kolaydir da “sen’im” bir ben olana kadar ne derinden acilar olacak bende kim bilir…
Geldiler gene bana bir aksam.
Have you checked iGOA blog lately?
From weather differences to bollywood artists, hobbies to outdoor activities you can find a colorfull tasty posts there.
If you haven’t checked yet, i strongly advise you to do it now. If you are a good boy, may be you can learn some beauty tips from jayaka
Here’s the address: http://blog.igoa.in
Sene 2005 ya da 2006 ama 2006 olması lazım, tam emin değilim. Neyse, sene pek önemli değil. İstanbul’a yeni gelmiştim ailemle beraber kalıyoruz bir yerde (Okmeydanı) iş buldum, daha neresi neresidir bilmediğimden, adamın ağzı iyi laf yaptığı için iyiymiş burası dedim anlaştık ve işe başlayacağım. Pazartesi sabahı oldu (herşey bir pazartesi sabahı başladı… Hahaha, tamam tamam iğrençlik yapmadan anlatacağım) ve ben de işe gitmek için Florya’ dan babamın söylediği otobüse bindim saat böyle 7:45 civarı, aylardan Mart dışarıda kar ve yağmur var sürekli olarak.

Hangi otobüse bindiğimi hatırlamıyorum fakat o otobüse bindiğimde gördüklerim -Ankara’dan gelmiş birisi olarak şehir içi otobüste 100 binişin maksimum 5′ inde ayakta seyahat edilir- inanılmazdı. Tıklım tıkış, herkes ıslak, birbirine omzunu, kolunu, sırtını dayıyanlar, sabah henüz uyanamamış (o soğuk ve yağmura rağmen) ve ayakta giderke uyuyanlar… İğne atsanız yere düşmez tabiri birebir uyuyor yani o duruma. Neyse çıktık yola, pencere yüzüm dönük, bir adamın notebook çantasıyla diğer adamın kulaklığından gelen iğrenç cızırtılı müziği dinleyerek gidiyorum. Bir süre öyle insan manzaraları, e5 manzaraları izleyerek gittim. Ama gelmiş olmam lazım artık modundayım, her durakta iyice bakıyorum. Aradan 1 saat 15 dk. geçti ve ben Cevizlibağ durağını geçtiğimizi gördüm. Neyse, uzatmayayım 2 saat 10 dk. sonunda vardım Okmedyanına. Kendi kendime de diyorum ki, yahu insanlar manyak mı? Mutlaka bunun bir çözümü, yolu vardır. Kimse 2 saat yolculuk yapmaz, çılgınlık!
Aradan 5 sene geçmiş neredeyse ve şimdi geriye dönüp bakıyorum da; Şirinevlerden Maslak’a otobüsle, Şirinevlerden 4.Levent’e otobüsle… 3 sene gittim. Vay be… Yokmuş kolaylığı… Son 1 senemde -ortalama- metrobüs açılmıştı da ona binebiliyorduk. Gerçi orada gerçekleştirdiğim eylem “metrobüse binmek” değil, metrobüse girdiğimizde önümüzdeki insana binmek. Tabii arkanızdan gelen de aynısını size gerçekleştiriyor. Öyle bir dolu oluyorki o metrobüs denilen konserve kutuları, yani hani argoda bir laf vardır akraba oluyoruz. Yani şöyle söyleyeyim: yapışık ikiz olduğunuz için önünüzdeki ve arkanızdakiyle nikah düşmüyor. O derece…
Son 6-7 aydır artık rahatım, Metrobüs’ ün ilk durağından bindiğimde 5 dk. beklemeyle bir diğerine biniyorum ve gideceğim yere (Mecidiyeköy) rahatça 25 dk. da gidiyorum. Ama 2 durak sonra birbirine binenler, ıslak montlar, şöförle, yanındakiyle, arkasındakiyle, oturanla, ayakta duranla, çantası olanla, kulaklık takanla ya da hiçbirşey bulamazlarsa trafikteki araçla kavga eden yolcular aynı şekilde devam ediyor.
Sonuç mu?
İstanbul’da yeniyseniz hatta Türkiye’ de yeniyseniz, aklınız varken, bu şehir sizi daha fazla sömüremeden çekin gidin. Son zamlar, protestolar, dağdan inenler, hapisten salıverilenler, hapiste ceza çekmesi gerekirken daha iyi bakılanlar, din elden gidiyor derken katliam yapanlar, adam kayıranlar… Düşünüyorum da; ben şu anda dünyanın en boktan ülkesinin, en boktan şehrinde, en boktan belediyecilik anlayışıyla, en boktan demokratlarıyla, her gün verdiğim verginin, alamadığım hizmetin ve bunları oturdukları köşklerinde, villalarında, katıldıkları davetlerde, yumuşak 5.000 TL’ lik koltuklarda yiyenlere beddua ederek yaşamaya çalışıyorum.
Gelmeyin İstanbul’ a, burası kötü bir şehir -yaşamak için. Gidebiliyorsanız da koşarak uzaklaşın. Bugünlerde prag, goa, florida ve miami iyi diye duydum.