21 Kasım 2010

Bugün, o kadar uzun zamandır seni görmedim ki bazı zamanlar kokunu anımsamakta bile zorlandığımı fark ettim. Oysa daha 8 gün önce, doğum günün olmasından mıdır nedir okyanustan kokun gelmişti burnuma. Senin doğum günü hediyelerini açarken, saçlarını -renklerini çok sevdiğim- savurduğunda rüzgarlar kapıp getirmiş olmalı. Benim için erken bir doğum günü hediyesi daha…

Hayatta, her zaman birilerine ve birilerinin verdikleri kararlara bağlı yaşamak zorunda olduğumu daha 13 yaşımda anne ben yaz tatilini kendim kazandığım parayla kendi istediğim yere giderek geçirmek istiyorum dediğimde ailemin aldığı yüz ifadesinden anlamıştım. Neyse ki, benim ailem o eski bilindik, çocuklarını cam bir fanus, kapalı bir sera içerisinde büyüten cinsten değillerdi, çocuklarımız ayaklarının üzerinde dursun derlerdi hep de, o konuda çok zorlanmadan gittim. Hep öyle derlerdi de, yine de her telefonla konuşmamızda yemeğini ye, güneşte kalma, derin yerlerde yüzmeye gitme ve birşeye ihtiyacın olursa biz tam senin yanındayız tutumlarını da hep hissettirdiler… Güzeldi… O yaşta pansiyon bulmak için öncelikle çalışmak, yolculuk için uygun firmayı seçmek, öğle ve akşam yemeğini aynı öğünde geçiştirerek tasarruf yapmak gibi tatil tecrübeleri öğrenmiştim.

Sonrasında, okul bitti ve iş hayatına girdik. Patron müşterinin, karısının, ben ev sahibinin, apartman yöneticisinin, toptancının, devletin, diğer devletlerin, üreticilerin, arkadaşların kararlarına uymak zorunda olduğumu gördüm. Daha yaş genç, serde de delilik var ya, agresifim ben dedim. Uymadım. Kimisi kasıtlı, kimisi inat uğruna… Çok mutlu oldum bu kararımdan. Tabii her zaman kazanamadım o savaşı fakat o zaman bile kendi bildiğim gibi yapmak için mücadele etmiş olma duygusu içimde bir tatminin doğmasını sağladı.

Geriye bakıp düşünüyorum da 30′ a 1 kala; hiç bir zaman bundan pişman olmadım. Nereden baksan 12-15 sene boyunca kimi zaman agresif, çılgın, itaatsiz, çılgın, dik başlı olarak anıldım fakat içim hep rahattı. Mücadele etmiş ve kazanmış, mücadele etmiş ve mücadele edecek kadar inanmış, sevmiş olmuş olmaktan dolayı mutluyum.

Keşke diyorum, bu bilgimi, bu tecrübelerimi herkese aktarabilseydim ve mücadeleci ruhla bütün bildiklerim aynı şekilde; benim onlar, benim inandıklarım, benim sevdiklerim, benim kendim için mücadele edebildiğim gibi mücadele edebilselerdi. Ben bunu çok küçük yaşta öğrenmiştim, keşke onlar da öğrenmiş olsaydı…

Sonra okyanusdan yüzüme doğru sıcak bir hava esiyor, kum taneleri çıplak omuzlarıma çarparak geçerken, kokunu arıyorum. Artık yok.

Posted: February 23rd, 2010
Categories: Hayat
Tags:
Comments: No Comments.

Anlam Yüklemek

Hayatın seyrinde, güçsüz hissedildiğinde: kişiye, şehre, ülkeye, denize, dalgaya. Çocukken: bulutlara, mutsuzken: içkiye, fotoğrafa, kokuya, ota boka.
Bu yüzden bazen bazı şarkılar bazı insanlara daha çok anlam ifade ediyor, bazılarına etmiyor. Bana da hayatımın dönem dönem bazı noktalarında çok önemli olmuş olaylarda anlam ifade eden şarkılar var.

Nedense, bugünlerde en çok çoğu insanın sevmediği benimse hem sözlerini hem de (arka fonda serdar öztop olduğundan mıdır bilinmez) müziklerini sevdiğim (eski albümlerini bittabii) Haluk Levent’ den: Anlamadın şarkısı anlamlar ifade ediyor.

Öyle ki, bazen 6 ayımı özetliyor, bazen bütün bir hayatım boyunca bu şarkıyı söyleyecekmişim gibi geliyor.

“Bu kentin akşamları, son bulur gözlerimde… Kelebekler özgürdür, hislerimse tutsak…”

Satırlarını:
“Bu kentin akşamları, son bulurken gözlerimde: kelebeksin, özgürsün, hislerinse tutsak…” olarak değiştirmek istedim.

“Sevdiceğim, sözler kurşun gibi ağır, ellerim soğuk, gözlerim sağır…”
“Evren bir kuşun ağzında solucan misali, çırpınır durur…”

Solucan’ ın gittiği yer bellidir, kan olacak – can olacak kuşa gidecek yavrularına gidecek…
Kararıysa, kuş verecek. Solucan için çok kötü. Kendi ölümünü bile seçemeyerek, başkalarının eline bırakmak…

İstediğim ve bildiğim şekilde ölmeyi tercih ederdim.

Posted: February 22nd, 2010
Categories: Hayat
Tags:
Comments: 1 Comment.

Şart-ki

Güzel şarkı.

Posted: February 20th, 2010
Categories: Hayat
Tags:
Comments: No Comments.

Skype Sucks!

Skype is really a stunning, great and an innovator program for voice based communications over internet and also this program has really great features for instant messaging.

But, it has some serious problems that sometimes make me crazy while using it. First of all, it uses the port 80 and 443 for communications which makes apache to stop. You can change Skype’s ports in Tools > Options > Advanced > Connection tab by unclicking the Use Port 80 and 443 as alternatives for incoming connections. But, i still don’t understand what kind of product needs the primary ports for it self. It’s selfish!

And on the other hand, when one of your contacts gets online, he / she can be offline to someone else in contact lists. It happens to most of people in my company. And while half of us see the contact online, the other half doesn’t.

File transfer is really slow according to gtalk and i believe gtalk’s voice communication is better than skype.

So do you wonder why i’m using it? Because it’s my company’s primary communication tool for world wide spreaded co-workers.

Sucks!

Posted: February 18th, 2010
Categories: Hayat
Tags: , ,
Comments: No Comments.

Emo Gençler ve Gülse Birsel

Gülse Birsel’ i GAG zamanında izleyip daha sonrasında Avrupa yakası, Gayet Ciddiyim kitaplarından kısa bir süre takip etmişliğim vardır. Üslubu süreklilik sağlayacak kadar hoşuma gitmese de, bazı güncel olaylara bakış açısı ve yaptığı yorumlarla oldukça keyifli bir şekilde basit çözümler sunabilmekte kendisi. Gözlem yeteneği kuvvetli insanların bunu yazıyla birleştirmesi her zaman keyifli olmuştur. Basit bir yazım tekniği var zaten kendisinin, herkes anlasın diye olduğunu düşünüyorum. Yoksa o entellektüel birikimiyle roman yazsa ağlatır bizleri eminim.

Emo gençler özellikle taksim ve kadıköy rex’ in arka taraflarında sıkça karşılaştığımız yazık olmuş gençliğin son görüntüleri. Bu konuda Sabah gazetesinde bulunan köşesinde yazdığı yazı da baya eğlenceli olmuş.

Fakat sanırım bu yazı biraz gecikmiş. Zira, ne zaman Nihat Doğan yeni imajıyla ortaya çıktı, işte o zaman Emo’ lar bile bu işten vazgeçtiler. Emo olma kavramı ve bunun insana getirdiği depresif, ezik, kaybetmişlik ruh halini görsel olarak en iyi vurgulayan insan bence Nihat Doğan’ dır. Emolar bile onun bu halini görüp ne yapıyoruz ulan biz diyerek hemen tozluklarını bir kenara fırlatıp saçlarını blendax reklamındaki insanlar gibi savurmaya başladılar.

Emoların Kralı

Nihat Doğan - Emoların Kralı

Posted: February 11th, 2010
Categories: Hayat
Tags:
Comments: No Comments.
««
Mustafa ARTUC
Web application developer, Istanbul, Turkey.