Bu seferde Yılmaz Erdoğan’ ın, daha çocukken dinlediğim şiiri geldi aklıma. E onu da ekleyeyim blog’ a güzelmiş yahu dedim. Hatta bu şiirin Ebru Gündeş tarafından söylenen bir şarkıya port edilmiş hali de mevcuttur, güzel uymuştur, müzikle birleşince. Ebru Gündeş Sevmekten Gidince.
sefil bir nazara geldim nargile içinde duman
baharsız sevişme edasındayım kimsesiz
izah edemiyor durumumu hiçbir argüman
ya bitir bu gelişmeyi kökünden ya da kısa dalga
birşeyler çalsın yine eskisi gibi radyolarda
hani mega hertz filan bazı sırlar veriyordu
metalik sesleri ve bordoları olan saygın adamlar
aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
el tutmak yol açıyor diye hesapsız susmalara
kaldırdık tüm tutuşmaları
yasak kelime oyunu yapmak
yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak
artık yağmur sonraları toprak kokmak yasak
tomurcuklanmak günah ve bir insan sözü
yüzünden yüz gün ard arda uyumamak.
kimse ölmesin diye kimsenin aklında
her sevdalı verdiği sözü geri alacak
güneş’ i ay’ ı hatta hiçbir tabiat olayı
şahit gösterilmeyecek hiçbir sevdaya
ne deniyorsa onu atacak kalp
ve süresi yirmi dört saate çıkarılacak
meskun mahalde ağlamanın
ne verdin de ne istiyorsun yazacak ilkokul fişlerinde
ve her gün her sevişmede veresiye değil
peşin satan kazanacak!
Bugünlerde kendimi pek arabesk gördüm yahu.
Aslında arka fondan Nostalgia Bar, Israel Kamakawiwo’ole ve Within Temptation’ da çalıyor ama burada onlar yerine bunları yazıyorum ne alakaysa.
Ben yine de yaptım yemeğimi ve seninleyken tam yiyemediğim, bir anlamı olmayan peynir tabaklarından öğrendiğim, bulduğum peynirlerle şarabımı açıp, yine de izledim o seninle beraber izlemek istediğim filmlerimi. Ne olmuş ki sen yoksan? Ben yine de o yatakta sırtımı yastıklarıma dayayıp, ilkbahar’ ın güzel esintili bir öğleden sonrasında, günümün keyfini çıkardım.
Senin konuşmanı istemiyordum zaten, ihtiyaç duyduğum söyleyeceğin kelimeler değildi. Sadece o anda yanımda olmanı çok istemiştim, belki diyordum kendi kendine arar da bir araya geliriz. Bütün bir süre bunu kurgulamıştım kafamda ama önemli değil gerçekten. Şarabın tadı güzeldi, peynirler de tam özlediklerime benziyordu, damağımda keskin tuzlu bir tad bırakırken şarabın buruk lezzetiyle beraber tamamlayıcı rol oldular.
Konuşmanı değil de, sanırım boncuk boncuk gözlerini özledim. Konuşman önemli değil diyordum da yine de bir kere daha sesini duysam, o katı, his yokmuş gibi konuşup içerilere giremezsiniz, burası tamamen benim siz insancıklardan kendimi alıkoyduğum dediğin iç mekanlara girişi engelleyen sesini bir kere daha duymak sanırım fena olmazdı… Neyse önemli değil. Duysaydım o zaman önemli olurdu.
“Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu”. Ne güzel söylemiş Özdemir Asaf?
Güzel kalıp. Sevdim bunu.
Posted: April 25th, 2010
Categories: Hayat
Tags:
Comments: No Comments.
Israel Kamakawiwo’ole – Somewhere over the Rainbow
Bu adam, aşırı kilo yüzünden 38 yaşında ölmüş, külleri bir bot ve beraberinde bin kişi tarafından hawaii’ de bir sahile boşaltılmış. Elinde gitardan daha küçük olan bir enstrüman ve yumuşacık sesiyle resmen güney adalarından sıcak rüzgarları getiriyor bize… Kendisinin güzel 2 adet albümüne ulaştım ve şiddetle tavsiye ederim. Yormayan, dinlendiren ve nedense tam da bu şarkıyla beni hüzünlendirmeyi başarabilen bir yapısı var.
İyi yaşamış ve umarım şu anda da iyi durumdadır.
İyi uyusun…
Sözlük güzel, sözlük özel… Bazen başlıklar denk geliyor ve aklıma da (bence) güzel olan şeyler geliyor hemen dökülüyor bir şekilde kalemimden (klasvyem oluyor aslında) ve yazıyorum.
Hoşuma gidiyor…
Anlatıyordun birşeyler, duyuyordum söylediklerinin hepsini. ve gerçekten dinledim seni. gerçekten… bazen dalmış gitmiş gibi görünebilirim. sadece empatiydi o. yerine kendimi koyuyor ve sempatiyle karışık dinliyordum. bir dünya yaratıyordum bütün anlattıklarından, kendimi de tam ortasına koyuyordum ve çevremde hızlıca dönen senin sesinle beraber vücut bulmuş karakterlerin her birini resmediyordum kafamda… ifadesiz suratların durmadan gelip beni üzmelerini, hayal kırıklıklarımı ve bunlarla mücadele için her sabah yataktan kalkışımda tövbe edişimi canlandırıyordum gözümde. canım acıyordu, anlam veremiyordum, hak etmemişken bütün bunları ve bu kadar safken nasıl olur da bütün bunları yaşamış olabilir, nasıl olur da içindeki seni göremeyip de bu kadar üzebilirler seni diyordum. dinliyordum yanlış bir kelimeydi belki de yaşıyordum bütün söylediklerini…
ama bir noktadan sonra ne olduğunu benim de anlayamadığım bir şekilde, söylediklerini yaşamanın ötesinde hissetmeye başladım ve her bir kelimede canım daha çok acıdı, sanırım daha da yakınlaştım söylediklerinle beraber sana ve bütün bu olanlardan sonra da aynı sezonlarca izlediğim o emsalsiz dizilerimdeki gibi bir bağımlılık oluştu senin anlattıklarını dinlemeye ve bunu yeniden, yeniden yeniden sağlayabilmek için umarsız bir tavır takınarak bir araya gelmeye çalıştım, çaba gösterdim, yerine koymaya çalıştım gene kendimi…
burnu küçüktü, gözleri güzeldi tamam da diyorum, ben bunu söylediğimde ne yapmıştı? ya da o gün gerçekten üzerinde ne vardı? hiç dikkat etmemiştim. saçlarını beğenmiştim de neden beğendiğimi anımsamıyorum bu kadar.
bütün bunları söyleyip hak etmedin sen demek istiyorum. daha güzellerini yaşatabilirim demek istiyorum.
olmadı o . olmamış varsay. güzelliğinden birşey kaybetmediğin, içindeki o saflığa dokunulmadığı bir başka ilişkiye yönel demek istiyorum. ve biliyorum ki bütün bunları sana söyleyemiyorum. ama yazmak güzel birşey diye düşünüyorum.