Gözünü dikip telefonunun çalmasını beklemek

bunu yeterince uzun süre yapınca, umutlarınızın tükenip, hmm anlaşılan aramayacak diye düşünmeniz gerekiyor ya, düşünmüyorsunuz. eğer telefon elde mal mal bakıyorsanız, ya ararsa diye başkalarıyla görüşmeleri kısa kesiyor, yanlışlıkla yüzüne kapatırım diye telefonunuzda oyun oynamıyorsanız sıçtığınızın resmidir.

bu durumdan geçen kişilerin karşı tarafı aramıyor, mesaj atmıyor olmasının da bir tek sebebi vardır, aradığında ya ne söyleyeceğini bilmiyordur, ya da n’aber? nasılsın? diye aradığınızı söylediğiniz kişinin, neden aradın sorusuna vereceğiniz, hiç öylesine, ne yapıyorsun sordum dediğinizde çok garip, neden sorasın ki? dediğinde verecek cevabınızın olmayışındandır.

bazı insanlar, bir başka insanın onu özlediğini anlayamayacak kadar farklı bir ruhsal durum içerisinde olabilirler, bu onların kötü olduğu anlamına gelmez, sadece bu onların bir başkasının onları özleyeceği kadar mükemmel olduklarını fark edemeyecekleri kadar kör olmalarından kaynaklanır. ayrıca birisi tarafından özlenmenin ve birisi tarafından sevilebiliyor olmanın, sana kazandırdığı mükemmel huzuru da hissedemezler. bir başkasının beni özlemesi için ne gibi bir sebep olabilir ki? düşüncesinin ne kendine, ne ona, ne de telefona faydası vardır.

yapmayın, en iyisi uyuyun ya da dizi izleyin. 10′ uncu sezonu bitirdiğinizde hayatınızdaki bir çok insanın aramasını ya da sizin onları aramanızın bir önemi kalmamış olacak.

Posted: May 19th, 2010
Categories: Hayat
Tags:
Comments: No Comments.

Orta Halli

TDK’ ya göre: ne iyi ne kötü olan.

Yaşam bu şekilde devam ediyor. Çocukluğumuzda ailelerimiz, öğretmenlerimiz, bizi seven arkadaşlarımız tarafından üzerimize yakıştırılan, olması istenilen çok iyi, çok zengin, çok ünlü, çok başarılı tanımlamalarının hiç birine uymayan yaşam standartlarımızı açıklamak için en güzel yol. Ayrıca bu yaşam standartları içerisinde hayatına devam etmeye çalışan bizler için de “nasılsın?” sorusuna verilen cevaplardan bir tanesiydi eskiden…

“-nasılsın?
- eh işte… iç güveysinden hallice.”

Nedir yani? Ne iyiyim, ne kötüyüm… Yaşıyorum işte. Bir şekilde devam ediyor. Ne ailemin ve bütün sevdiklerimin çocukluğumda olmamı istedikleri kadar “aşırı iyiyim” ne de, kötüyüm diyebilecek kadar berbat bir durumdayım…

Çocuklukla gençlik arasında, orta hallilerin gidebileceği iyi okullara gidip, bir orta halli olarak orta halli puanlarla okulu bitirip, orta hallilerin sahip olabileceği bir işe ve gelire sahip olup, gene orta hallilerin birlikte olmak isteyeceği insanlarla birlikte oluruz. Hayallerimiz de hep orta hallilerin isteyebileceği hayallerdir. Bir aile kurmak. Bir eve sahip olmak… Öyle havuzlu, pembe panjurlu, bahçeli değil de, 3+1 herhangi orta halli bir semtten çocukların okullarına yakın olsun, orta halli eşimiz yanımızda olsun isteriz…

Sonra bütün bunlar olurken, birden orta halli değil de “iyi hallilerden” birisiyle tanışırız. Hatta olur ya, hayatın komik bir espri anlayışı vardır üzerimizde onunla birlikte de oluruz. Ortaların çok üstünde bir güzelliği, ortaların daha da üstünde bir yetiştirme tarzı vardır. Ve işin kötü yanı da, onu hep sevdiğimiz gibi orta halli değil de, insan üstü severiz. Bütün hayatımız o olur. O da bizi kendi standartlarına göre sever elbette. Ama onun sevgisi, kendi gibi olanlarla ilgili olduğundan bu bize çok fazla gelir. Her sabah güneş tam yanında doğuyor gibi olur onunlayken… İçinde yaşadığın standartlarını değiştirmek için üstün bir çaba gösterir, onu daha da çok sevmenin ve yaptığının hata olmadığını anlaması için çaba gösterirsin, pişman olmasın diye…

Bütün bu uğraşların sonunda, bittiğinde, herşey sona erdiğinde, tekrar o orta halli hayallerine dönmek, orta halli bir şekilde yaşamaya çalışmak ve orta hallilerin özlediği şekilde özlemek çok zor olur. Adapte olamazsın.

Bundan sonrasında “nasılsın?” sorusuna, iyiyim diye cevap vermek daha da kolaylaşır.

En azından, hayatın orta hallilerinin üstünde de bir standartı olduğunu bilir ve bir ara, kısacık bir ara da olsa bunu yaşadığını da bilerek mutlu olursun.

Ne zamanki güneş artık her zamanki yerinde doğmaya başladı, artık bu o kadar uzak gibi geliyor ki, sanki her sabah karanlığa uyanmış gibi hissediyorum.

Konuyla yarı alakalı Yiğit Özgür karikatüründen bir mektup…

“arkada bir sehpa ve tavandan sarkan sicim, intihar mektubu yazan siradan bir adam

“sevgili zenginler, ünlüler ve özenilecek türden hayat sürenler… merhaba… ben sizlerden artanlarla yaşayan biriyim. yemek istemediğiniz hormonlu kanserojen yiyecekleri yerim, içmediğiniz mikroplu suları içerim, uzak durmanız gereken sağlıksız sentetik kazakları giyerim… sevişmek istemediğiniz insanlarla sevişirim.. hatta size aşık olan ama sizin hoşlanmadığınız insanlarla evlenirim.. benimle öpüşürken sizi hayal etmelerine bile göz yumarım. yanlış anlamayın, şikayetçi değilim gerçekten sevebilirim o insanları, o yiyecekleri, içecekleri.. sizi de çok severim aslında. sadece yoruldum. birazcık da sıkıldım… görevimi yapamaz oldum. izninizle ayrılmak istiyorum. merak etmeyin sizin için iki oğlan büyüttüm. yokluğumu hissettirmeyecekler. ufak olan daha şimdidien tatsız tuzsuz domateslere bayılıyor kerata. gözlerinizden öperim.”

Posted: May 16th, 2010
Categories: Hayat
Tags: ,
Comments: No Comments.

Angel of the morning

Son zamanlarda zor geçiyor malum sabahlar… Bundan mıdır bilinmez, ilk izleyişimde de oldukça büyülemiş bir şarkıdır kendileri. Friends 2′ inci sezon 6′ ıncı bölümünde central perk’ de Chrissie Hynde tarafından mühteşem bir performansla seslendirilmiş, güzel şarkıdır.

Dinleyin, dinletin efendim.

Posted: May 14th, 2010
Categories: Hayat
Tags: ,
Comments: No Comments.

Internet Explorer 6 Transparent PNG Problem Fix

It’s been 9 months i last played around internet explorer 6 and i was hoping not to be around anymore… But as they say when you make a plan, god laughs… Anyway, after some serious search and tests, i found DD Belated PNG project. I can definetly say that, this guy knows how to code…

If you’re having problems with transparent png in internet explorer 6 you should try DD_belatedPNG.

Posted: May 11th, 2010
Categories: Development
Tags: , , , ,
Comments: No Comments.

Uyumadan önce

Gözlerinde oluşan ifadelerden sonra, en çok özlediğim şey ellerin oluyor. Teninin tenime değdiği ilk ve kendimi son kaybettiğim yer.

Herhangi bir müzik açıyor, ağzıma bir sigara daha koyuyorum, dumanın kokusunu bastırıyor kokun. Üzerime sindiğini bile bile, ruhuma işlediğinin farkındalığıyla bir umutla duşa koşuyorum, en kokulu şampuanla yıkanıyorum, bolca parfüm sürüyorum, yatağıma yatıyorum, gözlerimi kapatıyorum ve karanlıklara doğru düşüyorum;

Sen kokuyor.

Posted: May 9th, 2010
Categories: Hayat
Tags:
Comments: No Comments.
«« »»
Mustafa ARTUC
Web application developer, Istanbul, Turkey.