Olmayanları kurguluyan, planlar yapan aklından geçen umutlarına inanarak.
Olanlara gereğinden fazla değer verip, daha sonrasında ellerin bomboş kayıplarının arkasından bakarak.
Görmek istemediğin bunca belirtiye rağmen, hala o’nun kokusunun arkasına saklanarak.
O’nunla beraberken, o’nun sana yapmadıklarına değil de, o’na yaptıklarınla nasıl mutlu hissettiğini anımsayarak.
En çok sen acıtırsın kendini, kendini kandırdığın bütün hayallerle, görmek istemediğin bütün o gerçeklerle yine de kendi istediğin gibi hissetmeye kendini zorlayarak.
Sonra da bütün bunlardan kurtulmak için gösterdiğin çaba acıtır bir de, geri kalanlar yetmezmiş gibi…
Geride bir tek sen ve daha çok acıyan bir başka sen varsındır. Değişmişsindr, artık bir önceki senden daha tecrübeli ama daha kırgınsındır.
Önemli olan, bir sonrakinin daha iyi olacağına olan inancın – umudundur…
Bu ilişkiler için de, iş yerleri için de geçerlidir.
Posted: April 25th, 2011
Categories:
Hayat
Tags:
Comments:
No Comments.
heyecanlıyım. hatırlıyorum bu kadarını. kapı açık, hafif bir ışık vuruyor merdivenlere, geleceğimi biliyor olmalı…
tam son basamaktayken aralanıyor kapı. işte orada. özlemişim. bu kadar kısa sürede birisini özlemek sağlıklı mı? normal mi? ya da özlem değil de ben gene mi abartıyorum acaba? eğer ben abartmıyorsam, bu ev hali görünümü içerisinde, dağınık saçlar, ev kıyafetiyle bu kadar da güzel görünmesi normal mi? özlemişim evet boşuna kendimi kandırıyorum.
uzak durmak lazım biraz belki de, gözlerine, minicik burnuna, dudaklarının kıvrımına baktıktan sonra çok zor değil mi?
sarılıyım en azından. bu normal sınırların en üst sınırı sanırım.
hoşbuldum. bulduklarımdan çok mutluyum emin ol. iyi ki buradasın.
karanlık. bir sis perdesi doluyor ve griye çalan puslu bir ışık hüzmesi içerisindeyim. bir metre ötesi yok. biliyorum ki hemen arkasında o var. elimi uzatıyorum, kayboluyor uzattığım yeri göremiyorum. bir adım daha ileriye atmaya korkuyorum. kaybolurum diye. olduğum yerde elim ileride avuçlarım ona dönük, açık. yardım bekliyorum sanırım… tutacak mı?
kırmızı bir koltuk. iki kişilik. önümüzde bir ekran, mutlu kılacak, ileride yeniden ve yeniden izleyeceğimiz bir gösteriyi izliyoruz. güldüğünü sarsılan omuzlarından anlayabiliyorum. başı dizimin üstünde, elimi nereye koyacağımı bilememenin rahatsızlığını hissediyorum. saçları geliyor aklıma, oynuyorum saçlarıyla, arada espri şart: hani ben de yok ya, görünce dayanamıyorum. omuzları sarsılıyor yeniden. kokusu burnumda, derin bir nefes alsam diyorum ve hep içimde kalsa. bir rüyanın içerisindeyken uyumak mümkünse uyumak istiyorum. kokusuyla. çok mutlu uyumak ve öylece uyuya kalmak. ama mümkün değil.
yine kendisi oluyor. evet abartmamışım, her haliyle güzelmiş diyorum giyinip geliyor da dışarıya çıkarken ne kadar da güzel göründüğünü hatırlıyorum, ilk zamanlarını. arada bir cam, bir kaç insan ve bazı bazı bir kaç raf. ama orada, görebiliyorken, ne denli büyük bir açgözlülükle, içercesine izlediğimi anımsıyorum…
insanlar geçiyor çevreden, nasıl baktıklarını görüp beni kıskandıklarına emin olduğum için mutlu oluyorum başkalarının kıskanç bakışlarından. benimle olduğu için çok mutluyum. bensizken belki bin defa yaptığı her şeyde sanki kendisi yapamazmış gibi düşünüp, bir bahane bulduğum için mutlu olarak elimi uzatıyorum. bazı bazı kırmıyor da eli elime geliyor ya iyi ki eli elimde, yoksa karşıdan gelen bir sürücünün anlık dalgınlığına kapılmamak imkansız. tutup çekiyor beni.
karanlık. sis perdesi. aptalca bir kaç espri. konuşacak konu bulunamadığında doğan kız çocukları. bir kaç kaçamak bakış. gene karanlık.
gözümü açıyorum. rüyaymış. titriyorum, üşüyorum mu ne? ateşim var. telefonu almak için kalkıyorum. başım dönüyor. midem de bir bulanıklık var, kafamda da bir garip dumanlı hal. anlamsız. telefonun ışığı gözümü alıyor.
çağrı varsa diye bir umut. ya da en azından bir sms belki? hayır yok.
hastayım sanırım.
anneme gidiyorum, hastayım sanırım.
neyin var? üşüttün mü?
ramak kaldı anne. bütün vücudumda halen kokusu. geçtiği her yerde başka bir beraberlik isteğiyle yanıp, yeniden üşüyorum. nerede olduğunu görebilmek için etrafıma bakınıyorum, başım dönüyor.
yok ki.
artık rüya bile görmüyorum.
Posted: April 24th, 2011
Categories:
Personal
Tags:
Comments:
No Comments.
Bütün bir ilişki boyunca biz’ken, nasıl oluyor da bittiğinde suçlu sadece ‘ben’ ya da ‘sen’ oluyor aklım almıyor.
Ulan beraber yaşanmadı mı bütün bu zıkkım?
Posted: April 22nd, 2011
Categories:
Hayat
Tags:
Comments:
2 Comments.
k: merhaba.
e: merhaba.
k: gorusmeyeli uzun zaman oldu..
e: evet.
k: neler yaptin?
e: sensizlige alistim.
k: ciddi misin?
e: tika basa.
k: niye ki?
e: cunku sen, beni ve hayatimi evvela kendinle doldurdun, sonra da cekip gittin..
k: bilmiyordum.
e: hicbir sey bilmiyorsun sen zaten. kirginim bu yuzden sana ben cok.
k: neden kirginsin?
e: cunku sen, bana evvela kaybetmeyi ve mutsuzlugu sevdirdin, sonra da gittin. bir basina cok mutlu oldun.
k: sikildim ama ben kaybetmekten ve cok mutsuz olmaktan.. sonra baktim, meger cocuk oyuncagiymis kazanmak ve mutlu olmak. hem benim kazandigim, hayatimin geri kalanini korumak oldu sadece. yine de ozur dilerim.
e: bir sey degistirmez ki bu..
k: bilmiyordum.
e: ikinci kez diyorsun bunu.
k: ozur dilerim.
e: bunu da ikinci kez diyorsun.
k: ne yapabilirim?
e: hicbir sey… gecilmis zamanin davasi olmaz.
k: tamam, ben bir hayvanim.
e: estagfirullah.
k: yo.. esta, esta.. anlamaliydim, hissetmeliydim..
e: ama o vakitler senin kalbin cok kalabalikti.
k: olsun, seni farketmeliydim ben yine de.
e: belki benim de sucum var.
k: senin ne sucun olabilir ki?
e: sadece seni sevdim. seni sevmekten baska birsey yapmadim.
k: ama ben onu da yapmadim.
e: seni herkes seviyordu zaten.
k: bilmiyordum.
e: ucuncu kez siginiyorsun bu kelimeye.
k: ne yapabilirim ki?
e: bu da ikinci oluyor.
k: haklisin.
e: haklilik, haksizlik meselesi degil ki bu…
k: ne istiyorsun benden? elimi, kolumu mu keseyim? ne yapayim, kirik kalbini onarmak ve affettirmek icin kendimi?
e: hicbir sey istemiyorum senden. yalnizca kritik yapiyoruz, ‘oynat hayatcigim’ oynuyoruz iste, tek kale yasanmis ve bitmemis bir sevginin ardindan.
k: devam et, itiraf et. icinde biriktirdigin beni kus suratima. suc kalbime, haydi…
e: artik pek fazla gorusmesek de haberlerini aliyordum ordan burdan. yani ne yalan soyleyeyim, hayatta tokezledigini, dustugunu duydugumda, hakkinda nahos seyler anlatildiginda, aninda anlatilanlara yalan da olsa, yuzde bin bes yuz de ben katiyor, inaniyor ve buyuk keyif aliyordum bundan.
k: inanmiyorum.
e: inanabilirsin.
k: peki nicin?
e: acik acik ve uluorta, kucak dolusu yasayamadigim sevgim, ayni derecede nefrete donusmustu cunku. sevgilisinden intikam almak icin meshur sarkici olmak isteyen tiplerin oldugu o eski yerli filmleri anliyordum artik. senin mutluluk haberlerin geldikce, kalbime kramplar giriyordu. bir canli bomba olup elinde, yaninda, yorende patlamak istiyordum. sirf parcalarimi gorup omur boyu dinmeyen bir vicdan azabi cekesin diye.
k: sana karsi bilmeden takindigim ilgisizligimin seni bu derece derinlestirmesi ilginc degil mi?
e: entel entel konusma. derinlesmek degildi ki benim muradim. mutlu olmak istiyordum sadece. evet, mutsuz oldukca derinlestim, derinlestikce de boyumu gecti umutsuzlugum ve nihayet gecmisle boguldum… sen ise hem kendi, hem de benim gecmisim uzerinden atladin, attaya gittin.
k: sana sarilabilir miyim?
e: sefkat dilenmiyorum senden.
k: ne yapmami istiyorsun?
e: hicbir sey. yalnizca beni mutlu kilacak organlarimi kerpetenle soktun, his uclarimi acimasizca zimparaladin, bunu bilmeni istiyorum. bunu bil ve zibar git!
k: bilerek yapmadim ki…
e: bilerek yapsaydin cok uzulmezdim zaten. bilmeden yaptigin icin kalbim portledi.
k: konustukca kaniyor kelimeler.
e: evet.
k: keske.. keske, keske dye baslamasaydim bunca yil sonra seninle tekrar konusmaya.
e: keske.
k: beni affedebilecek misin?
e: affedersem, olursun icimde. oysa ben seni yuregimde cengelli bir igne gibi tasimak ve arada bir kanirtmak istiyorum. yasadigimi hissetmek icin..
k: beni hala seviyorsun demek ki.
e: seni degil, seni seven o eski pervasiz halimi seviyorum ben.
k: tekrar ozur dilerim.
e: tekrar hic onemi yok.
k: seey.. beni dovebilirsin istersen.
e: sacmalama.
k: ne yapayim?
e: dur biraz.
k: ve fakat ozne tikandi, yuklem ilerlemiyor. en iyisi paragraf paragraf uzaklasmak buradan. kendine ve kendindeki kendime iyi bak.
e: peki, zeki.
Metüst sağolsun…
Posted: April 18th, 2011
Categories:
Hayat
Tags:
Comments:
No Comments.
Pazartesiye biraz daha esprili, yüzünüz gülerken başlayın istedim… Eğer öğleden sonra okuyorsanız bunu, sitem ediyorum size: neredesiniz bakiyim sabahtan beri?
Ayrıca bu blogda biraz yorum eksikliği var… Neyse, pazartesi sabahına güzel iki karikatürle başlansın istedim. Tabii ki yine favori çizerimden (Yiğit Özgür) geliyor:


Posted: April 18th, 2011
Categories:
Hayat
Tags:
karikatur,
komik
Comments:
No Comments.
««