Sabır diye birşey var. Sahiden var.
25 gün kaldı.
Kurdeşen dökücem.
Sabır
Rüya
heyecanlıyım. hatırlıyorum bu kadarını. kapı açık, hafif bir ışık vuruyor merdivenlere, geleceğimi biliyor olmalı…
tam son basamaktayken aralanıyor kapı. işte orada. özlemişim. bu kadar kısa sürede birisini özlemek sağlıklı mı? normal mi? ya da özlem değil de ben gene mi abartıyorum acaba? eğer ben abartmıyorsam, bu ev hali görünümü içerisinde, dağınık saçlar, ev kıyafetiyle bu kadar da güzel görünmesi normal mi? özlemişim evet boşuna kendimi kandırıyorum.
uzak durmak lazım biraz belki de, gözlerine, minicik burnuna, dudaklarının kıvrımına baktıktan sonra çok zor değil mi?
sarılıyım en azından. bu normal sınırların en üst sınırı sanırım.
hoşbuldum. bulduklarımdan çok mutluyum emin ol. iyi ki buradasın.
karanlık. bir sis perdesi doluyor ve griye çalan puslu bir ışık hüzmesi içerisindeyim. bir metre ötesi yok. biliyorum ki hemen arkasında o var. elimi uzatıyorum, kayboluyor uzattığım yeri göremiyorum. bir adım daha ileriye atmaya korkuyorum. kaybolurum diye. olduğum yerde elim ileride avuçlarım ona dönük, açık. yardım bekliyorum sanırım… tutacak mı?
kırmızı bir koltuk. iki kişilik. önümüzde bir ekran, mutlu kılacak, ileride yeniden ve yeniden izleyeceğimiz bir gösteriyi izliyoruz. güldüğünü sarsılan omuzlarından anlayabiliyorum. başı dizimin üstünde, elimi nereye koyacağımı bilememenin rahatsızlığını hissediyorum. saçları geliyor aklıma, oynuyorum saçlarıyla, arada espri şart: hani ben de yok ya, görünce dayanamıyorum. omuzları sarsılıyor yeniden. kokusu burnumda, derin bir nefes alsam diyorum ve hep içimde kalsa. bir rüyanın içerisindeyken uyumak mümkünse uyumak istiyorum. kokusuyla. çok mutlu uyumak ve öylece uyuya kalmak. ama mümkün değil.
yine kendisi oluyor. evet abartmamışım, her haliyle güzelmiş diyorum giyinip geliyor da dışarıya çıkarken ne kadar da güzel göründüğünü hatırlıyorum, ilk zamanlarını. arada bir cam, bir kaç insan ve bazı bazı bir kaç raf. ama orada, görebiliyorken, ne denli büyük bir açgözlülükle, içercesine izlediğimi anımsıyorum…
insanlar geçiyor çevreden, nasıl baktıklarını görüp beni kıskandıklarına emin olduğum için mutlu oluyorum başkalarının kıskanç bakışlarından. benimle olduğu için çok mutluyum. bensizken belki bin defa yaptığı her şeyde sanki kendisi yapamazmış gibi düşünüp, bir bahane bulduğum için mutlu olarak elimi uzatıyorum. bazı bazı kırmıyor da eli elime geliyor ya iyi ki eli elimde, yoksa karşıdan gelen bir sürücünün anlık dalgınlığına kapılmamak imkansız. tutup çekiyor beni.
karanlık. sis perdesi. aptalca bir kaç espri. konuşacak konu bulunamadığında doğan kız çocukları. bir kaç kaçamak bakış. gene karanlık.
gözümü açıyorum. rüyaymış. titriyorum, üşüyorum mu ne? ateşim var. telefonu almak için kalkıyorum. başım dönüyor. midem de bir bulanıklık var, kafamda da bir garip dumanlı hal. anlamsız. telefonun ışığı gözümü alıyor.
çağrı varsa diye bir umut. ya da en azından bir sms belki? hayır yok.
hastayım sanırım.
anneme gidiyorum, hastayım sanırım.
neyin var? üşüttün mü?
ramak kaldı anne. bütün vücudumda halen kokusu. geçtiği her yerde başka bir beraberlik isteğiyle yanıp, yeniden üşüyorum. nerede olduğunu görebilmek için etrafıma bakınıyorum, başım dönüyor.
yok ki.
artık rüya bile görmüyorum.
Bu gece beni dusuneceksin
Zamaninda kendini bile “kafandaki dusunceler” yuzunden zorla inandirdigin fakat aslinda senin ihtiyacinin sadece ne hissettigini “gercekten” anlayacak bir insan oldugunu ve bunun disindakilerin onemini yitirdigini unutmak istedigini fark edeceksin.
Ve sen: bu gece uyumuycak, beni dusuneceksin. Cunki ben senin gozlerinin ardinda, daha da derinde ne oldugunu sadece iki kadehinden sonra anlayabiliyorum.
Sen, bu gece beni dusuneceksin cunki etrafina ormeye calistigin o surlarin arkasinda bir ic savas var ve kalbin, beynine darbe yapacak, gururun surlardan asagi dusecek ve sen bu gece beni dusuneceksin, ben bekliyor olacagim.
Dalgınım Sana
Senin hayatında olan herşeyi dayanılmaz bir susuzluk halinde karşıma çıkan soğuk suyu içercesine kana kana bilmek istediğim zamanlarda olduğu gibi, gene çok önemli ve seni heyecanlandıran birşeyler anlatıp, gözlerini kocaman açıp, ellerini de mükemmel bir şekilde anlattıklarını destekleyecek şekilde hareket ettirdiğin zamanlarda olduğu gibi, seni dinleyebilmek yerine, güzelliğini izler dururdum. Aynen o zamanlarda olduğu gibi, gene “dalgınım sana”.
Sesini duyamadığım günlerde, kendi kendime ya da başkalarıyla konuşurken seninle yeni dialoglar üretiyorum, onlarla konuşmam lazımken, aklımdaki seninle kurduğum dialoglar o denli güzel ki… Bu dialogları senin sesini duyamadığım bütün o zamanlarda kendi içimde yaşıyorum ben, işte bu yüzden: “dalgınım sana”.
Bütün bunları bana uzaktan yaşattığın için, bir olamadığımız için ve her derin hayal dalgalarıyla beraber daha da derinnlere indiğim için, başımı yukarıya kaldırıp da güneşin daha da uzaklaştığını gördüğümden, daha da karanlık olduğundan, “dalgınım sana”.
En dibe geldiğimde, bütün nefesim tükendiğinde, dalgaların bile olmadığı zamanlarda sadece kumlar ve karanlık içerisinde mi yaşamak zorunda kalacağım? Daha derine indikçe, daha da acıtacak mı bu karanlıklar?
Dalgınım sana ve sendeyim hep, her hareketimde…
dalgınım ben sana,
martı ve dalga seslerinden güzel gülüşündeki şen kahkahalarına…
dalgınım ben sana,
en derinlerin, en güzel olduğunu bildiğimden belki de,
sensizlik soğuğuna aldırmadan, dalıp gidiyorum…
dalgınım ben sana,
bir deniz kıyısında, karşıdan geçen yelkenlileri izlerken,
içinde olmadığımız bütün deniz yolculuklarının mutluluklarını ve bütün dialoglarını yaşıyorum.
boyanmaya ihtiyacı olan, yağmurdan hala ıslak bir bankın üzerinde otururken.
dalgınım ben sana,
derinlerin daha da karanlık olduğunu bilmeme rağmen,
her kaybettiğim nefeste, daha bir seninle sarıldığımdan,
ve sen yokken bütün nefesler kaybedilsin istediğimden,
dalgınım ben sana.
Gözlerimdeki Sen Gibi
Bu hayatta öyle güzel şeyler var ki… İnsan sürekli görmek, her sabah, her öğlen, her motora bindiğinde, her uyumaya gittiğinde, her yüzdüğünde, her duşta, her dokunuşta onu yeniden görmek, hep görmek en çok görmek istiyor.
Bunun karşısında insanın kalbı sıkışıyor, gözleri doluyor, dokunmaya kıyamıyor. Aynı; uyuyan, gülen, yürümeye yeni başlayan ya da gülmeyi yeni öğrenen ve her güldüğünde çıkardığı sesi komik bulup yeniden gülen bebek gibi.
İçimdeki sen gibi, gözlerimdeki gibi.